Brüksel – Washington Hattında İspanya’nın Geleceği

İspanya’nın içinde bulunduğu güncel sorunları analiz edebilmek için, ülke siyasetinin yakın dönemdeki en büyük belirleyici zemini olan 1936-1939 iç savaşı denilen dönemin, gerçek anlamını iyi kavramak gerekir. Gerçek anlam şuydu, dünyada yükselen bir komünist dalga vardı ve İspanya bu dalgadan uzak tutulmalıydı. İç savaş diye anılan dönem, İspanya’nın, Alman ve İtalyan askeri stratejileri ile dizginlenmesinin diğer bir adıydı. Kilise, bu çatışmada büyük çoğunlukla İspanya dışı unsurlarla birlikte hareket etmiş ve “kızılları” her seferinde aforoz peşinde olmuştu. Kendilerine Cumhuriyetçi diyen taraf ise Franco’nun Fas’tan gelip, ülkede yönetimi almasına direnen ve 1935 yerel seçimlerinde çoğunluğu kazanan tarafta yer alıyordu.

Franco’nun yönettiği sürecin – “anti komünizasyon”- Franco sonrası da geçerli olduğunun adım adım inşa edildiğini söylemek, halihazırda Pedro Sanchez ile cisimleşen ve son dönemde dış siyasette Filistin’e desteğini her defasında cesurca ilan eden İspanya’nın “büyük hikayesi”nin de hala aynı eksende salınım yaptığını söylemek oluyor. Franco’ya serbest alan açanların, bir demokratik düzen kurmaya gerek duymamaları, Franco’nun ölene kadar iktidarda kalmasından anlaşılmıştı. İkinci bir Franco yerine bir kral bulundu ve demokratik partilerin inşası ile düzen bugüne kadar devam ettirildi. İşte bugün Pedro Sanchez’in yönettiği parti (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi), iktidara gelmeden birkaç yıl önce parti programının içerisinden “marksizmi” temizlemek durumda kaldı ve iki dönem İspanya’yı yönetti; 1982-1996 ve 2004-2011. 2018’den beri Sanchez ile yönetmeye devam ediyor.

Kuzeyindeki Almanya’nın 1933 Hitler iktidarı ile çok güçlü bir baskı mekanizması oluşturması ve buna eşlik eden Fransa- İngiltere hattının Franco’ya sessiz kalması, İspanya’nın hiçbir zaman dış politikada etkin bir özne olmamasına da neden oldu. Ve en büyük kırılmayı 1986’da o zamanki adı ile Avrupa Topluluğu olan Avrupa Birliği’ne girmesi ile yaşadı. Artık ABD ve AB hattında güvenlik mimarisini şekillendirmek zorunda olan İspanya, Sanchez’in iktidarda olduğu dönem boyunca “seçimlerini” AB politikalarından yana kullandı. İspanya, Sanchez ile daha çok Avrupalılaştı da diyebiliriz. Sanchez, daha önce Brüksel’de Alman bir siyasetçinin danışmanlığını da yapan bir ekononist politikacıydı.

Sanchez’in partisinin yönetimde olmadığı iki dönem boyunca El Partido Popular (Halk Partisi) ülkede iktidardaydı. 1996-2004 ve 2011-2018 yıllarına denk gelen bu iki dönemde iktidarda kalan bu parti, günümüz İspanya Parlamentosu’nda Sanchez’e sert muhalefet eden ve anketlerde ikinci sırada gösterilen parti aynı zamanda. Pedro Sanchez’in açık açık defalarca yaptığı eleştirilerin zeminini ise bu partinin iplerinin ABD’de olduğu ve kendi partisinin sahibinin İspanya olduğu yönünde. Podemos, Vox ve Sumar gibi partilerse bu iki parti ile muhtemel koalisyonlarda yer alabilecek potansiyeller olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Popüler olarak yükselişi göze çarpan parti, aşırı sağ olarak ifade edilen Vox Partisi; tüm Avrupa’da “aşırı sağın yükselişi” diye anılan, aslında “aşırı sağın geri dönüşü” denilmesi gereken sürecin İspanya ayağı.

*

İspanya’yı güncel olarak ilgilendiren bir göçmen sorunu, Franco sonrası İspanya’nın günümüze kadar gelen hatta, dış politikadaki bağımsızlığını yüzde yüz kullanamadığının bir göstergesi oldu. Yetmiş bine yakın Faslı, kaçak yollardan İspanya’ya girdi ve bütün ülke ayağa kalktı. Uzun uğraşlar sonu altmış bine yakını geri gönderildi ve geriye kalan on bin düzensiz göçmen, Cebelitarık’ın Fas yakasında bulunan fakat İspanya toprakları statüsündeki Cueta bölgesinde sahillerde polis kontrolünde, kamplarda yaşamak zorunda kaldı. Hükümet bu olayın, İsrail ve Rusya tarafından organize edildiğini “toprak bütünlüğüne yönelik ciddi bir saldırı ve ihlal” cümleleri ile ifade etti. Oysa aynı Rusya, iç savaşta Sovyetler adı ile cumhuriyetçilerin yanındaydı.

İspanya’nın Rusya- Ukrayna savaşında, Ukrayna’ya askeri destek sağladığı ve AB’nin Rusya karşıtı politika ve uygulamalarına destek verdiği uzun süreden beri biliniyor. Ve bu desteği verirken kullandığı “irade”nin ne kadarı AB ve ABD ortak güvenlik konsepti gereği, ne kadarı kendi iradesi, bu tartışmaya açık bir soru. Filistin için dünyayı ayağa kaldırıp, AB üyesi olmayan Ukrayna için askeri destek vermek ne kadar tutarlı? Fakat içinde bulunduğumuz koşullar tutarlılığı değil, kısa vadede istikrarın devamını sağlasa bile henüz süper güç diyemeyeceğimiz ülkelerin geleceği için bir kazanç olmalı.

İspanya’da var olan büyük enerji, dünyaya “doğru tarafta duralım” mesajını net bir şekilde verse de, askeri ve ekonomik yapılanması henüz bölgesindeki savaşlara yön verecek kadar büyük değil. Üstelik bu yapılanmaları büyük ölçüde belirlemiş olan Almanya ve Fransa gibi iki ortağı bile gelecekleri konusunda emin konuşamazken. Ve henüz ABD ile Avrupa askeri harcamalar ve stratejiler konusunda yüzde yüz mütabakat halinde değilken.

Ekonomik verilerde istikrara kavuşmuş, turizmden elde ettiği gelir gittikçe büyüyen ve iç siyasette ülkedeki “Cumhuriyetçilerin” desteğini kazanmaya çalışan Pedro Sanchez İspanya’sı Mayıs 2027’de yeni bir seçime gidecek. Muhtemelen Cueta benzeri uluslararası provokasyonların benzerlerini önümüzdeki yedi sekiz ayda yine göreceğiz. Ve her seferinde tarih karşısında haklı fakat çevresi tarafından kuşatılmış bir İspanya gözümüzün önünde gelecek gibi duruyor. Avrupa ekonomisinin savaş nedeni ile zayıfladığı her gün, İspanya için de kötü günlerin yaklaşması anlamına gelecek. Öbür tarafta ise yağmurdan kaçarken doluya tutulmak var. Ülkenin yaşadığı ekonomik daralmanın kaynakları Washington tarafından da gelebilir. İspanya daha önce yaşadığı krizlerin çözümünü Washington’da bulmuş, ülkedeki büyük konut krizi, sağlanan bankacılık yardımların ile çözüme kavuşturulmuştu. Bugün benzer bir sorunla yeniden karşı karşıyalar ve Sanchez bunu yaklaşan seçimlerde yerini sağlamlaştırmak için kullanmak da istiyor.

*

Yakın dönemde İtalya ile yaşanan sınır sorunlarından da Sanchez İspanya’sının köşeye sıkıştırılmak istendiğini görebiliyoruz. Halk Partisi’nin yöneticilerinin “hiç ayrılamadığı” Meloni, ABD ile olan yakın ilişkileri ile bilinen bir yönetim sergiliyor.

Bu denklemde üzerinde iki NATO üssü bulunan İspanya, Avrupa Birliği ve ABD politikalarının çatışma noktalarında “bir üçüncü yolun” ön açıcısı olamayacak gibi görünüyor.

Sosyal medyadaki Sanchez hayranlarının -Filistin konusundaki tavırlarının ortak olması nedeniyle- başkana duydukları sempatinin onda birinin kendilerine gösterilmiyor olmasını da bir kenara not etmek gerekiyor.

500 . yılı yine bugünlerde kutlanan diplomatik ilişkilerimizde, İspanya- Türkiye ilişkilerinin “kardeş ülke” algısı yine bu tek taraflı ilişkinin yanlış yorumlanmasından ibaret.

İnsan uzun süre bir akvaryumda yaşadığında etrafındaki herkesin yem ve su ile beslendiğini sanıyor.

Benzer İçerikler

  • 2000’LERDEN 2010’LARA ŞİİR

    Birçok eleştirmen 2000 yılını psikolojik bir sınır olarak algılıyor. 21. yüzyılın başlamasını şiir tarihi yazımında dönüm noktalarından biri olarak belirlemek elbette kabul gören bir çıkış noktası olur. Her ne kadar şiir tarihimiz onar yıl aralıklarla adlandırılsa da bu adlandırmaların neye karşılık geldiği belirsizdir. 80 kuşağı Türk şiiri denildiğinde şiiri takip ettiğini söyleyen şairlerde bile farklı…

  • “Çıkar Şu Şapkayı Kafandan”

    Eleştiri yazılarını severek takip ettiğim, düşüncelerinden faydalanmaya çalıştığım eleştirmen/ çevirmen Erhan Altan, 20 Ağustos 2026 tarihinde K24 sitesinde bir yazı kaleme aldı. Yazıda yaptığı şeyi şöyle okudum: Berlin’de katıldığı bir şiir etkinliğindeki gözlemlerinden yola çıkarak bir terime ulaşmak ve bu terimi eleştirisine bir kriter olarak kullanmak. “Şiirin popu” diyerek ürettiği eleştiri terimini, şiir etkinliğine katılan…

  • Post Truth Poetry

    In the 2000s, as we entered a new century, the destruction of the Twin Towers psychologically revealed the idea that even a great country could be hurt and defeated. The subsequent invasions of Iraq and Afghanistan changed our perception of some things, retrospectively. As of 2024, the 24 years we have lived in the 21st…

  • Şiirlerim Niçin Başka Dillere Çevrilmiyor?

    Türkçe yazılan şiirin farklı ülkelerde kendine yer bulamayışının nedenlerini düşünelim. Türk şiirinin dünyada okunup okunmaması ve uluslararası edebiyatta kendine yer bulamaması bizim çözüm üretebileceğimiz bir konu değil bana kalırsa. Bütüncül bir bakış açısı gelişirse bu sorunlar zamanla eriyecek ve ortadan kalkacaktır. Kurumsal Çalışmalar Yapılmaması Türkiye’de epey bir kültür kurumu olduğunu söyleyebiliriz. TRT, Türk Dil Kurumu,…

  • Sessizlik Partisi

    Sessizlik Partisi, Ümit Güçlü’nün 2021’de yayınladığı ve üç bölümden oluşan şiir kitabıdır. İlk bölüm, sonrasında yazılan her şiir için bir  eşik işlevi görür. Bu bölümde Ümit Güçlü’nün şiirinin temel izleklerinin çoğu belirir: savaş, yerinden edilmeler, şehirler, bellek ve sesler. Şiirler farklı coğrafi ve kültürel mekânlarda dolaşır; ancak bu yer değiştirme hiçbir zaman yalnızca bir dolaşım…

  • Katalonyayı Katalanlara Bırakmak

    Gölgeler Şehri (2025), Netflix’in, Aro Sáinz de la Maza’nın “Gaudi’nin Celladı” adlı romanından uyarlanan altı bölümlük bir polisiye dizisi. Katalan dedektif Milo, psikolojik sorunlar yaşıyor ve kendisinin de rehabilite olduğu bir “seri katil yakalama” sürecine giriyor. Bir “Eduardo Mendoza dedektifi”[1] diyebiliriz onun için. Büyülü Mahzenin Gizemi adlı romanın dedektifi ile birçok paralellik taşıyor. Aro Sainz ve…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir