Şiirlerim Niçin Başka Dillere Çevrilmiyor?

Türkçe yazılan şiirin farklı ülkelerde kendine yer bulamayışının nedenlerini düşünelim. Türk şiirinin dünyada okunup okunmaması ve uluslararası edebiyatta kendine yer bulamaması bizim çözüm üretebileceğimiz bir konu değil bana kalırsa. Bütüncül bir bakış açısı gelişirse bu sorunlar zamanla eriyecek ve ortadan kalkacaktır.

Kurumsal Çalışmalar Yapılmaması

Türkiye’de epey bir kültür kurumu olduğunu söyleyebiliriz. TRT, Türk Dil Kurumu, Kültür Bakanlığı bünyesindeki proje üreten kurumlar, AB fonlarını Türkiye’de değerlendiren ajanslar vb. örnekler çoğalıyor. Bunların tamamı ağız birliği yapmış gibi hiçbir şekilde şiir çeviri konusunda bir adım atmıyorlar. Yurtdışında bu tür kurumlar, kendi şiir kültürlerinin diğer ülkelerde alıcı bulması için yapılan faaliyetleri ekonomik olarak destekler, çeviri fonları üretirler. Ülkemizde de yayınevleri bu fonlardan yararlanıp çeviri edebiyat üzerinden destekler alıyor. Ama iş şiir çevirisine gelince ticari olarak getirisi olmadığı için işler yavaşlıyor.

Büyük Yayınevlerinin Şiir Basmamayı Tercih Etmesi

Dünyada edebiyat denilince hatırı sayılı bir prestiji olan yayınevlerinin %90’ı kendi bünyelerinde kaliteli bir şiir dizisinin olmasını bir başarı olarak görür. Bunları gururla sunar. Kendi bünyesindeki şairleri uluslararası alana taşımak için girişimlerde bulunur. Son yıllarda Türkiye’de kendine hatırı sayılır bir okuru “bir anda” bulan Ocean Voung, Ben Lerner, Anne Carson gibi şairleri örnek verebilirim. Büyük yayınevi diyerek kast ettiğim sermaye anlamında bir hacmi olan ve uzun süredir yayım yapan yayınevleri.

Türkiye’deki yayınevleri, kendi bünyelerinde bulunan roman yazarları için de bunu yapmıyorlar. Bu persfektiften yoksun oldukları çok açık bir gerçek. Nobel aldığı için Glück yeniden yayımlanacak muhtemelen. Ödül almasaydı sahafların derinliklerinde kaybolup gidecekti. Tüm bunlar bize şunu söylüyor. Yayınevlerini yöneten yayın yönetmenleri olarak bir bakış açısı sorunu var. Edebiyatın evrensel şarkısını duymaktan çok çok uzak bir noktadayız. İhracat için fazlasıyla çekimser, ithalat için oldukça istekliyiz.

Dil ve Kültür Farklılıkları

Uluslararası edebiyat demek İngilizce demektir. Biraz da İspanyolca, Fransızca ve Almanca. Bu kültürlerle bizim dünyayı algılama biçimimiz olan Türkçe arasında bir uçurum var. Bu uçurum tek bir şekilde kapanabiliyor. Bizim dil öğrenmemiz yolu ile. Bazen Türk kültürü ile Avrupa kültürünün farklı olmasının şiir çevirilerinde merkezi yer aldığını düşünürdüm. Aksi örnekleri işin içine katınca işler değişiyor. Mesela Kore’de şiir yazan Japonya’da şiir yazan şairler, kendilerine Avrupa’da ya da Amerika’da dar da olsa bir okur grubu yaratabiliyorlar. Avrupalı editörler sanırım Kore dilini ya da Japon dilini öğrenip oradaki şiirlere bakmadılar. Çift dilli şair ve editörler kendi girişimleri ile dünyayla bağlantı kurdular ve kendilerini dünyaya tanıttılar. Bizim en büyük özeleştiri yapmamız gereken nokta burası. Biz Müslüman ya da Türk olduğumuz için değil, bilgisiz ve eğitimsiz insanlar olduğumuz için dünyada Türk şiiri yer almıyor. Yok yani. Sıfıra yakın.  Aynı şey Türk romanı (öyle bir şey varsa) ya da Türk öyküsü (öyle bir şey varsa) için de söylenebilir. Hiçbir roman yazarı uluslararası alanda başarılı olacağına kendini ikna edemiyor. Uluslararası dediğim yer Avrupa-ABD merkezli bir yer değil bu arada. Kore’de de Hindistan’da da başka yerlerde de yokuz.

Şairlerin Dar Görüşlülüğü

Bugün Türkiye’de şiir yazan hiçbir şair, dünyanın herhangi bir ülkesinde üst düzey bir edebiyatçı olarak anılabileceğini düşünmüyor. Romancılar ve öykü yazarları da dahil buna. Bireysel ilgilerinden dolayı kendi okurunu dünyanın farklı yerlerinde de oluşturmaya çalışan yazarları (Ece Temelkuran, Elif Şafak, Burhan Sönmez gibi) dışarıda bırakıyorum. Kimse beşinci sınıf bir Avrupalı romancının ya da sırf Avrupa’da değer gördüğü için Türkiye pazarına sunulan Koreli, Japon romancıların değeri kadar kendini değerli hissetmiyor. Zamanında Cemal Süreya diye bir bakış vardı. Dünyayı okurdu, olayları anlamaya çalışır, yorumlardı. Hüseyin Cöntürk diye bir pencere vardı. Şimdi Türkiye’de 1000 kişi tarafından okunduğu için kendisini ortamın havalısı olarak gören yeni yetmeler var.  Birileri artık Cemal Süreyaların, Sezai Karakoçların, Orhan Velilerin yurtdışında yazılan şiiri önemsemelerini ve çevirip tartışmalarını mesele edinmeli. Kafaya takmalı ve gece gündüz bunu düşünmeli.

Zaten Kitabımızı Türkiye’de Yayımlatamıyoruz, Sen Diyorsun Farklı Dil?

Bu maddedeki cümleye ait bakış açısı, yeni yeni şiir yazan şairler için kabul edilebilir bir dar görüşlülük olarak görülebilir.

Bu cümlede kendine gizli bir şekilde yer bulan değersizlik ve “öylesine yazıyorum işte” ifadesine dikkat edin. Yaşıtım şairlere hayalci olmalarını ve uç düşüncelere dalmalarını öneriyorum. 40 yaş üstüne önerim, hâlâ yayıncı bulabiliyorlarsa kendilerini şanslı saymaları.

Çeviri Şiirle İlgili Üst Düzey Akıl Yürütmeler

“Çeviri şiir yağmurlukla duş almaya benzer.” Aaaaa! Ne kadar da havalı bir cümle. Aforizma severlerin dünyada yazılan şiirle tek bir seferde yüzleşmekten kaçmasının parolası haline geldi. Cümleyi söyle ve kurtul. Lorca’dan, Asbery’den, Dante’den, Ritsos’tan daha iyi yazıyorsun. Ezra Pound okumana gerek yok çünkü sen daha iyisin. Yağmurluğunu çıkararak duş alıyorsun. Senin bu üst düzey felsefi analizini çeviribilim daha önce düşünemedi demek. 😊 Sen şimdi çeviri şiirlerden “tat” da alamazsın.

Güncel Bir Örnek, Fitzcarraldo Editions

Fitzcarraldo Editions, İngiltere’de 2014 yılında mütevazi bir yayınevi olarak kuruldu ve gün geçtikçe kataloğuna hatırı sayılır isimleri ekleyerek hızlı bir şekilde dikkat çekti. Yüksek miktarda paranın döndüğü uluslararası yayın endüstrisinde Nobel alan isimleri peş peşe yayımlayacağını açıkladı ve bunları gerçekleştirdi. 2025 yılının başında şiir yayımlamaya başlayacaklarını ilan ettiler ve Pulitzer ödüllü, Diane Seuss’un kitapları ile serilerini başlattılar.

Bu habere bakıp geçen yayın yönetmenlerini, kendi yayınevlerinde böyle şiir dizilerinin olup olmadığını düşünmeye davet etmek lazım.

Burası şiirin dünyadaki merkezlerinden biri çünkü: İstanbul.

Benzer İçerikler

  • Post Truth Poetry

    In the 2000s, as we entered a new century, the destruction of the Twin Towers psychologically revealed the idea that even a great country could be hurt and defeated. The subsequent invasions of Iraq and Afghanistan changed our perception of some things, retrospectively. As of 2024, the 24 years we have lived in the 21st…

  • Katalonyayı Katalanlara Bırakmak

    Gölgeler Şehri (2025), Netflix’in, Aro Sáinz de la Maza’nın “Gaudi’nin Celladı” adlı romanından uyarlanan altı bölümlük bir polisiye dizisi. Katalan dedektif Milo, psikolojik sorunlar yaşıyor ve kendisinin de rehabilite olduğu bir “seri katil yakalama” sürecine giriyor. Bir “Eduardo Mendoza dedektifi”[1] diyebiliriz onun için. Büyülü Mahzenin Gizemi adlı romanın dedektifi ile birçok paralellik taşıyor. Aro Sainz ve…

  • 2000’LERDEN 2010’LARA ŞİİR

    Birçok eleştirmen 2000 yılını psikolojik bir sınır olarak algılıyor. 21. yüzyılın başlamasını şiir tarihi yazımında dönüm noktalarından biri olarak belirlemek elbette kabul gören bir çıkış noktası olur. Her ne kadar şiir tarihimiz onar yıl aralıklarla adlandırılsa da bu adlandırmaların neye karşılık geldiği belirsizdir. 80 kuşağı Türk şiiri denildiğinde şiiri takip ettiğini söyleyen şairlerde bile farklı…

  • Dejar Cataluña a los catalanes

    La ciudad de las sombras (2025) es una serie policiaca de seis episodios de Netflix, adaptada de la novela El verdugo de Gaudí de Aro Sáinz de la Maza. A lo largo de la serie, lugares construidos por el arquitecto Antoni Gaudí —que hoy constituyen los centros turísticos de la Barcelona actual— como Park Güell,…

  • “Çıkar Şu Şapkayı Kafandan”

    Eleştiri yazılarını severek takip ettiğim, düşüncelerinden faydalanmaya çalıştığım eleştirmen/ çevirmen Erhan Altan, 20 Ağustos 2026 tarihinde K24 sitesinde bir yazı kaleme aldı. Yazıda yaptığı şeyi şöyle okudum: Berlin’de katıldığı bir şiir etkinliğindeki gözlemlerinden yola çıkarak bir terime ulaşmak ve bu terimi eleştirisine bir kriter olarak kullanmak. “Şiirin popu” diyerek ürettiği eleştiri terimini, şiir etkinliğine katılan…

  • Sessizlik Partisi

    Sessizlik Partisi, Ümit Güçlü’nün 2021’de yayınladığı ve üç bölümden oluşan şiir kitabıdır. İlk bölüm, sonrasında yazılan her şiir için bir  eşik işlevi görür. Bu bölümde Ümit Güçlü’nün şiirinin temel izleklerinin çoğu belirir: savaş, yerinden edilmeler, şehirler, bellek ve sesler. Şiirler farklı coğrafi ve kültürel mekânlarda dolaşır; ancak bu yer değiştirme hiçbir zaman yalnızca bir dolaşım…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir