Raúl Zurita

KAYBEDİLENLERİN AŞKINA AĞIT

11 Eylül 1973’te, Pinochet Şili’de darbe yaptığında yakalanan ve gözaltına alındığında işkence gören isimlerden biri de şair Raúl Zurita’ydı. 1985 yılında canto a su amor desaparacido şiir kitabında bu işkencenin ve şairin yaşantısının izlerini görebiliyoruz. Bu kitap bir kayıt, yas, kendi ülkesinde kaybedilenler için bir ağıt olarak da okunabilir.

Desaparacido ifadesi gözaltına alınıp öldürülen ve yok edilen kişiler için Latin Amerika’da kullanılan bir ifadeye denk geliyor. Kaybolanlar ifadesindense kaybedilenler ifadesini tercih ettim. Canto kelimesini bazı çevirmenler olduğu gibi bırakabiliyor fakat şarkı olarak çevirenler de var. Zurita, şiirinde tutuklanıp öldürülen ve kaybedilen insanların ağıdını yaktığı için ağıt kelimesini kullandım.

Şair, şiir boyunca işkence yapılan yerlere doğru bir yolculuk yapar. Bazen bu işkence merkezlerinde sevgilisi ile diyalog kurar. Bazen de hayali ifadelerle bu işkencelerin ürkütücülüğünü şiirsel bir dille ifade etmeye çalışır. Aynı zamanda Şili’nin kültürel tarihini de işin içine katıp, dilini bir sızıya dönüştürür.

Aşağıda kitabın ilk bölümlerinin çevirisi bulunmaktadır.

****

Aynı toprağın insanlarına,
Plaza de Mayo Anneleri’ne,
Kaybedilenlerin Yakınları Derneği’ne,
Bütün işkence görenlere, aşkın güvercinlerine, Şili’ye ve katillere:

Şimdi Zurita, yaradan ve şiirden ibaretsin. Burada, bizim kabuslarımızda olduğuna göre, söyleyebilir misin bana, “Oğlum nerede?”

Haykırdım, haykırdım aşkı; yüzüm gözyaşlarına boğulmuş ve delikanlıların yüzünde acı bir tebessüm. Daha güçlü haykırdım; tutkuyu kattım içine, düşü, gözyaşını. Eski beton hangarların ağıdını yaktım. Üst üste yığılmış onlarca küçük mezar dolduruyordu içlerini. Her birinde bir ülke var, çocuklar gibi onlar, ölüler. Hepsi orada yatıyor, kara ülkeler, Afrika ve güneyliler. İşte böyle haykırdım aşktan doğan yası. Binlerce haç sonuna kadar dolduruyordu tarlayı. Sırılsıklam aşıklar gibi haykırdım böyle. Aşkı haykırdım:

İşkenceydi, darbelerdi; parça parça kırıldık. Sana sesimi duyurabildim ama ışık çekiliyordu. Seni parçalanmışların arasında aradım, seninle konuştum. Bedeninden kopanlar bana baktı ve sana sarıldım. Her şey bitti. Hiçbir şey kalmadı. Ama ölüyken de seni seviyorum ve birbirimizi seviyoruz, her ne kadar bunu kimse anlayamasa da.

– Evet, evet binlerce haç uçsuz bucaksız tarlada.
– Uzak yerlerden geldim, karnımda tonlarca bira ve işeme isteğiyle.
– İşte böyle vardım betonun o eski hangarlarına.
– Yakından bakınca dikdörtgen kışlalardı bunlar, kırık camlarıyla ve süzülen çiş, döl, kan ve sümük, yarıp geçen genzi kesif.
– Saçı başı dağınık insanlar gördüm, çiçek hastalığından yüzleri delik deşik
ve binlerce haç
– buzdolabında, evet evet.
– Sürüye sürüye bacaklarımı, çağırdım o tüm çürüyenleri.
– Lanetli hangarlar dışında her şey yok olmuştu.
– Sapığın teki belime sarıldı, yakalamak istedi,
– koyunca çimlerin üzerine gardiyanımın numarasını – Aymara dilinde-,
– kaçıp gitti.
– Sonra gözlerimi bağladılar, Meryem’i gördüm, İsa’yı
annemi gördüm dayakla derimi yüzerken.
– Karanlıkta seni aradım, ama göremez güzel çocuklar
– gözlerindeki bağın altından.
– Meryem’i gördüm, Şeytanı ve Bay K’yı.
– Her şey kurumuştu, küçük mezarların önünde.
– “Yürü” dedi teğmen, bense arıyorum ve ağladım oğlum için.
– “Lanet olsun, ortalığı biraz kana bulayalım.”
– Kızım öldü, oğlum öldü, hepsini kaybettiler.
                                                                      Aşk Çölleri

Ah aşkım, paramparça olurken
sana bakıp ağladım. Darbe üstüne darbeydi,
ama sonunculara ne gerek.

Paramparça bedenlerin arasında zorla süründük birazcık bir arada kalmak için, yan yana durabilmek için. Yalnızlık zor değildi. Hiçbir şey olmadı ve düşüm uyanıp uyuyor her zamanki gibi. Günler gibi. Gece gibi. Tüm aşkım burada ve çakılı:

– Kayalara, denizlere ve dağlara yapışığım.
– Yapışığım, yapışığım kayalara, denizlere ve dağlara.
– Çok yerleri dolaştım.
– Arkadaşlarım, eski betondan hangarlarda hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
– Delikanlılar feryat içindeydi.
– “Haydi, bize söyledikleri yere geldik,” diye bağırdım güzel çocuğuma.
– Yüzümden damlarken eşlik ediyorlardı bana Beyefendiler.
– Fakat İyi Günler diyeceğim kimse yoktu, sadece ellerinde mavzer, büyücüler
vardı, Kanlı Günler dileyen.
– “Delirmişler” dedim, “İnanma buna” dediler.
– Sadece haçlar görünüyordu, ve üzeri bir şeylerle kaplı iki eski hangar.
– Bir süngü darbesiyle omzumu kestiler ve kolumun çimenlere düşüşünü hissettim.
– Sonra onunla arkadaşlarıma vurdular.
– Vurdukça vurdular, ama ne zamanki annemle babama vurdular, koşarak gittim tuvalete, kusmaya.
– Her bir böğürmede, bulutlar yarıyordu göğü, tepeler yaklaşıyordu.
– “Adın ne, ne yaparsın?” diye sordular.
– “Şuna bak, ne güzel götü var. Adın ne senin kaltak?” diye sordular.
– Fakat aşkım kayalara, denize ve dağlara yapışıp kaldı.
– Fakat sana diyorum aşkım, kayalara, denize ve dağlara kenetlendi.
– Bilmezler, lanet olası beton hangarları.
– Onlar öyle. Arkadaşlarımla, hıçkıra hıçkıra ağlayarak geliyorum.
– Çok yerden geliyorum.
– Tüttürüyorum ve çocuklarla kafayı buluyorum.                                                       Eski sevişmelerdense şimdi biraz gir çık sadece. Azıcık zevk.
– Çekince kafayı renkler ne güzel!
– Fakat kazıyorlar mezarımızı kapıların önünde.
– Fakat yarıyorlar içimizi, sana diyorum.
– Ah evet güzel çocuk.
– “Elbette” dedi gardiyan, “Bunun kökünü kazımak gerek.”
– Ah evet, ah, evet.
– Kesik omzum kanıyordu ve tuhaf kokuyordu kan.
– Döne döne bakınca görünüyor o iki devasa hangar.
– T.N.T. izleri, gardiyanlar ve kalın dikenli teller kaplıyor kırık camlarını.
– Ama bizi asla bulamayacaklar çünkü aşkımız yapışıp kaldı kayalara, denize ve dağlara.
– Yapışıp, yapışıp kaldı kayalara, denize ve dağlara.
– Yapışıp, yapışıp kaldı kayalara, denize ve dağlara.
– Öldü kızım, öldü oğlu, kaybettiler hepsini.
                                                                      Aşk Çölleri.

Üzerimize kireç ve taş döktüler.
Bir an için korktum sana zarar verecekler diye.
Ah aşkım, ilk gürültüyü duyduğumda
daha da bir yapıştım sana.
Bir şeydi.
Evet, eminim bir şeydi. Taşların seni ezdiğini hissettim 
ve çığlık atacaksın sandım, ama hayır. 
Aşk gelip geçen bir şeydir.
Ö     l     ü   aşkımız geçmiyor.
Yıkılıverdim yanına kendimi atan 
bendim sanarak.
Çimler büyüyordur herhalde.
Aslında taşları daha çok severim.
diye düşündüm, yok hayır, çimleri.
Sendin sandım, meğer bendim. 
Hâlâ yaşadığımı sandım, ama üzerine kapandığımda hayatından bir şey
yalanladı beni. Sadece bir saniyeydi, çünkü sonra sen de devrildin ve aşk
büyüdü içimizde cinayetler gibi.

 İspanyolcasıdan çeviren, Ümit Güçlü

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir