SORUŞTURMA- DAVUT YÜCEL

Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz.
Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere sormak istediğimiz, bu gelişmelerin sonucunda yaşanan farklılaşmaların şairleri ve şiiri ne tür bir değişime sürüklediği olacak.
Şiir, bu değişimlere karşı -geçtiğimiz 25 yılda- ne tür bir pozisyon aldı? Bu etkileşimden sağ çıkabildi mi? Dünyaya cevap verme gibi bir pozisyonu varsa ya da bu değişimlerle hiç ilgilenmiyorsa, aldığı pozisyonlar açısından kendisini ilerletti mi?
Dijital dünyaya doğru ilerleyen şiir yayıncılığı, buraya bile isteye mi geldi? Yoksa bu bir “sürüklenme” şeklinde mi oldu?

****

DAVUT YÜCEL

İnsanın kabuk değiştirdiği yerde şiirin aynı kalmasını bekleyemeyiz. Fakat son 25 yıla bakarken asıl mesele, şiirin dijitalleşip dijitalleşmediği değil; değişen dünyanın anlamını mı yakaladığı, yoksa yalnızca yeni biçimlerin yüzeyinde mi dolaştığıdır.

Bu yüzden 2000-2026’yı anlamak için yalnızca milenyum eşiğine değil, 1900’lerden devralınan teknolojik ve tarihsel mirasa da bakmak gerekir.

Burada iki ayrı ölçekten söz ediyorum: şiirin yakın dönem dolaşımı açısından 2000-2020; bugünkü teknolojik kırılmanın kökenleri açısından ise 1900-2020.

Tarihin hâlâ milenyum üzerinden adlandırıldığına şahitlik etmek ilginç. 2000’li yıllarla birlikte evet internet yaygınlaştı; bir şeyleri gösterme ve yayınlama olanakları arttı. Şiirde yansımalarını da gördük. Şiir kendisi için bu alanlarda yeni temsil olanakları ve yeni biçimler keşfetti. Yaşamlarımızdaki teknik ve teknolojik genişleme o gün için belki hayal edebileceğimizin ötesine taşındı. Ve bu türden bir ilerleme örneğin en basit olarak takvimin iki rakamıyla başlaması bile belki de bizi dünyayı daha biçimsel algılamaya itti. Modern dünyanın anlamla ilgili en büyük sorgulamalarından biri dünya savaşlarının ardından yaşanmıştı; 2000’ler ise daha çok araçların, yüzeylerin ve dolaşım biçimlerinin değiştiği bir dönem oldu. Bu dönemde çok şey değişti; fakat biz bu değişimleri çoğu zaman anlam düzeyinde değil, biçim ve araç düzeyinde kavradık. Hem yaşamlarımız hem sanat üretim yöntemlerimiz biçimsel olarak çok genişlediler. Bu da bize biçimin/formun içerikle yani anlamla; onun fonksiyonuyla olan ilişkisini unutturdu. Şiir kabuk değiştirdi; ama bu kabuk değişimi her zaman içsel bir dönüşüm anlamına gelmedi.

Şu an içinde bulunduğumuz dünyanın karmaşasını tanımlamak da bu nedenle güç. Dünyanın dört bir tarafında savaşlar, işgaller; kitlesel boyutta ve aynı anda birden fazla yerde gerçekleşen mecbur bırakılmış kitlesel göçler söz konusu. Dünyanın kaynaklarının tükendiğini söyleyenlerle o kaynakları daha yenilikçi fırsatlara dönüştürüp bize satan bir seçkin sınıf var. Ekonomik anlamda bir yanıyla fırsat döneminin içinde yaşıyorken diğer tarafıyla aç kalmanın eşiğindeyiz. En ilkel ihtiyaçlarımızdan olan barınma sorunu yalnızca ülkesinde savaş olan insanların değil en medeni şehirlerde yaşayan iyi eğitimli, kariyer sahibi insanların da yaşamlarında güncel bir tehdit. Barınma sorunu neredeyse her sınıfa ait bir endişe halini aldı. Tüm bu karmaşayı bir türlü anlamlandıramamamızın ve bunun adını bir türlü koyamayışımızın nedeni dünyayı biçimler üzerinden anlamlandırma refleksimiz. Dünyayı, anlamını koyamayacağımız şeylerle dolu bir hale getirdik.

Şiir sağ çıktı. Çünkü şiirin sağ çıkması mecraların değişmesine bağlı değil. Ama şiirin bugün ne kadar dönüştüğü yani yalnızca yeni yüzeylerde mi dolaştığı yoksa yeni bir insanlık durumunu gerçekten içinden mi kavradığı henüz belirsiz. Bunu söylemek zor.

Son 25 yıl üzerine konuşmaya başlayınca belki 10 yıla yakın bir süreyi yine de ayırmak gerekir. Ben bu tarihsel ayrımı 1900-2020 şeklinde düşünüyorum. Thomas Kuhn’un paradigma kavramını birebir değil, ödünç alınmış bir düşünme modeli olarak kullanıyorum. Bu fikre göre 2000’lerde olan şey bir paradigma kaymasıydı. Yani milenyum öncesine göre evet bir şeyler farklılaştı ama bu değişiklikler çok da radikal bir sonuç doğurmadı. Yani internetin yaygınlaşması ve bunun sonuçları çok önemli gelişmeler olmakla birlikte olanlar bir “update” niteliğindeydi. Yenilikler, zaten yaptığımız şeyleri farklı şekilde yapmamıza imkân tanıdı. Kütüphaneden fiziksel bir kitap araştırmadık, “Google” üzerinden dijital bir veriyi araştırdık. Google’ın temel eylemi bile ‘search’tür. Fakat asıl kırılmayı yapay zekâ gibi gelişmeler yarattı. Bu kez yaşanan paradigma kayması değil bir kırılmaydı. Paradigma kırıldığında geçmişe dair olanlar kullanılmaz hale gelir. Kod zinciri artık aynı satırda ilerlemez. Aynı sayfada bile yer almaz. Bu sebeple yapay zekâya “generate” diyoruz. O artık bir şeyleri bizim adımıza üretmeye/kurmaya başlıyor.

2020’lerden sonra olan şey bu. Dolayısıyla milenyum ayrıştırması değerini yitirmiş oluyor. I. Dünya Savaşı’nın tetiklediği hızlı ilerlemeyle uçak teknolojisi gelişmiş ve ilk ticari yolcu uçuşları başlamış. 2000’lerin devraldığı teknoloji mirası 1900’lere ait. Bir savaşı atlar üzerinde kılıç kuşanarak yapmakla, tank içinde mekanik silahlarla yapmak farklı şeyler. Bu da bir paradigma kırılmasıydı. Son beş on yıldır olan da buna benzer. Çünkü tankların yerini de artık insansız hava araçları aldı; uzaktan yönetilen savaşlar mümkün. Uydu üzerinden iklimleri yönetmek de aynı savaşın bir parçası.

Konuyu tekrar şiire getirecek olursam, şiir kendine nasıl bir pay çıkarıyor olabilir? Örneğin QR kodlar üzerinden video şiir, Twitter şiiri gibi şeyler çabalıyorsa onun için paradigmanın hâlâ kırılmadığını söyleyebiliriz. Bunlar bugünün kırılmasından çok önceki dönemin temsil ve dolaşım heyecanına ait denemeler gibi görünüyor. Televizyonun, video kameranın heyecanlandırdığı nesillerin ürettiği sanat biçimleriydi onlar. Bugün televizyon ve video kamera, bir zamanlar oldukları gibi dönüştürücü teknolojik merkezler değil; onların heyecanı başka bir tarihsel döneme ait. Metni ve onun tarihini yok sayamayız. 2000’ler güzel bir hareketlilik yarattı ve çeşitli sorgulamaları doğal hâle getirdi. Ancak gücü o kadarmış. Sözü bugünün dünden daha iyi olduğuna getirmeye de çalışmıyorum. Bugüne dair bir şey söylemek için de henüz erken.

Yayıncılığın dijitalleşmesinden çok, yayıncılığın dijital araçlarla çevrelenmesinden söz etmek daha doğru. Kaldı ki böyle bir kaymadan söz etsek bile bunun şiirin doğrudan dijitalleştiği anlamına gelip gelmediği ayrıca tartışmalı. Rakamlara bakınca e-kitabın Amerika’da belli bir kullanım oranına sahip olduğunu görüyoruz ki o bile çok yüksek değil. Hele ki Türkiye’de yayıncılığın dijitale kaymasını söylemek bugün için mümkün değil. ABD’de bile dijital formatlar büyümekle birlikte yayıncılık gelirlerinin sınırlı bir bölümünü oluşturuyor; dijital sesli kitabın büyümesi de basılı kitabı ortadan kaldırmaktan çok yayıncılığın çevresini genişletiyor. Dijital çözümler, kitap üretmekte matbaa gibi geleneksel yöntemleri geride bıraktı. Ancak bu da bize yayıncılığın dijitale kaydığını söyletemez. Sesli kitaptan söz ediyorsak onun da basılı kitaplara rakip olmadığını, o kitapların alanını genişleten bir mecra olduğunu söyleyebiliriz. Kendi blogunu açmak, Instagram sayfası üzerinden dergi çıkartmak dijital yayıncılığın arttığı anlamına gelmez. Buna internetin kolaylaştırıcı unsurlarından faydalanma diyebiliriz.

Şair kabuğunu değiştiriyor mu? Muhtemelen evet. Ama asıl soru bence kabuğun değişip değişmediği değil, o kabuğun altında şiirin hâlâ anlam üretecek canlı bir organizma olarak kalıp kalmadığı. İşte bunun cevabını bugünden vermek güç. Belki birkaç yıl sonra daha açık göreceğiz.

Benzer İçerikler

  • SORUŞTURMA- EMİN METİN

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

  • SORUŞTURMA- ÇAĞLA MEKNUZE

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

  • SORUŞTURMA- AZİMET AVCU

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

  • SORUŞTURMA- GÖKHAN BAKAR

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

  • SORUŞTURMA- ASUMAN SUSAM

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

  • SORUŞTURMA- ALPER ÖZ

    Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz. Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir