Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz.
Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere sormak istediğimiz, bu gelişmelerin sonucunda yaşanan farklılaşmaların şairleri ve şiiri ne tür bir değişime sürüklediği olacak.
Şiir, bu değişimlere karşı -geçtiğimiz 25 yılda- ne tür bir pozisyon aldı? Bu etkileşimden sağ çıkabildi mi? Dünyaya cevap verme gibi bir pozisyonu varsa ya da bu değişimlerle hiç ilgilenmiyorsa, aldığı pozisyonlar açısından kendisini ilerletti mi?
Dijital dünyaya doğru ilerleyen şiir yayıncılığı, buraya bile isteye mi geldi? Yoksa bu bir “sürüklenme” şeklinde mi oldu?
*****

ALPER ÖZ

Şiir hayattan, dünyadan, dünyada yaşananlardan gayrı ya da  yaşananlara karşı bir konumda durmuyor. Aksine bunlarla müteşekkil, dil temelli bir varlık. Bu sebeple yaşanan değişimin, dönüşümün şiiri ölüm kalım noktasına çektiğini düşünmüyorum. Şunu biraz açmak isterim, şiir zaten hayatla şekillenir derken, elbet “şiir bir dilekçedir ya da tarih anlatısıdır, şair arzuhalcidir” demiyorum. Şair, her canlı gibi çağına maruzdur. Her şey gözünün önünde olur. Aynı zamanda varlığıyla çağını da şekillendirir. Şair de pandemi döneminde evinden çıkamadı, WhatsApp’tan mesajlar aldı & mesajlar attı, görüldü yedi de cevap alamadı, Reels kaydırdı, ChatGPT’ye sorular sordu, interneti daraltıldı VPN kullandı yine de attı tweet’ini  gibi. Çağıyla, dünyayla öylesi bir ilişkiye sahipken, doğrudan şiirini bu mecraya veya bu mecrayı şiirine dahil etmese de ondan hariç bir yaratıcılık beklenemeyeceğini düşünüyorum.

İnsan türü olarak her çağda imkanlar aramış, bulmuş, geliştirmiş, kullanmışız. Yazı düzlemi olarak taş ve keskiden, kağıt kaleme, kağıt kalemden kağıt klavye tabanlı daktiloya, daktilodan bilgisayara geçtik, yayıncılık da bu üretim düzlemine ayak uyduracak altyapıyı geliştirdi. Dijitalleşme de bu çağın imkanı, bunu sürüklenme olarak kabul ediyorsak sürüklendi diyebiliriz. Fakat sürüklenme kelime olarak biraz negatif hissiyat verdi bana, olması gereken buydu, oldu, diye tarif etmek isterim.

Dijital yayıncılık konusuna daha operasyonel bir yerden bakarak başlayayım. İlk bakışta şairi, yayıncıyı matbu yayıncılığın matbaa problemleri, dağıtım, kargo eforu gibi operasyonel yükü hafifletecek, hatta ortadan kaldıracaktır, umarım. Öte yanda matbu yayıncılıkta her şehirde dergiyi, kitabı bırakabilecek bir kitapçı, en basitinden bir dükkan bulmak mümkün olmuyor. Şiir okumak isteyenler yeni çıkan dergiyi, kitabı duyacak, sipariş verecek, o kitap/dergi gelecek, okuyacak, belki değerlendirme yazacak, uzun süreç yani. İnternet burada aracıyı ortadan kaldıracak. Şiirin daha hızlı ve daha geniş alana yayılacak. Ayrıca matbudaki aşamaları kat etmek için tüketilen enerjiyi şiiri konuşmaya, tartışmaya, geliştirmeye veririz diye düşünmüştüm, hala umutluyum. Hele bir de arşiv meselesi var ki bu konuda okunan bir şiire, yazıya vs. internetin sağlayacağı istediğin zaman istediğin yerden erişme imkanı beni ayrıca heyecanlandırıyor. Fakat şimdiye kadar tanık olduğumuz dijital yayıncılığın bu yönde bir etkisini gördüğümü söyleyemem, en azından ben görmedim.

Şiir artık daha çok paylaşılıyor, bu doğru, internet böyle bir şey çünkü. Sosyal medya platformları neredeyse tamamen beğenme ve paylaşma üzerine kuruluyor, bu konuda oldukça mahirler. Dolayısıyla şiirin kolay yayılması konusundaki hayalim gerçekleşmiş oluyor. Fakat şiiri paylaştığımız kadar konuşmuyoruz. Bu konuyu son yıllarda üzerinde çok durduğumuz “şiirde eleştiri yok” penceresinden açmıyorum. Bahsettiğim şey sadece eleştiri değil, hatta eleştiri de değil, bir şiiri okuyup üzerine konuşmak. Dijital mecrada şiir “içerik”e dönüştü; bazen hiçbir şey yazmadan, bazen bir etkilenme ünlemiyle, bazen sadece emojiyle paylaşılan bir “içerik” ama o kadar. Şair kendi demese de şiir “beni beğendiyseniz ‘like’ atmayı ve paylaşmayı unutmayın” diye bitirecek kendini.

Bunu derman bulunması gereken bir dert olarak görmüyorum, bu yüzden burada bir müdahale önerisi sunamayacağım. Fakat bir hayal kırıklığı yaşadığımı belirtmeliyim, matbudan dijitale geçerken kazandığımız zamanı şiire yatırmıyoruz.

 

Ümit Güçlü
Ümit Güçlü, was born in Istanbul in 1989. He still lives there. He is a poet, essayist, editor, publisher, and critic. He founded and managed “Dünyadan Çıkış Publications” (2017-2019). He has four books of poetry, and two books of criticism. He has published many magazines and continues to write. He worked as an editor for the Turkish publications of poets such as Ruben Dario, Heimrad Backer, Peter Waterhouse, Charles Simic, Gary Snyder, Philip Larkin, Hermann Hesse, Lorca, Robert Burns, Seamus Heaney, Amiri Baraka, John Asbery, Lansgton Hughes, Arthur Rimbaud. Poetry: Dehşetler İçerisinde (In Horror) (2015) Radyodan Bütün Gün Saçlarının Dağınıklığını Söylediler (They Broadcast All Day On The Radio That You Had Messy Hair) (2017) Sessizlik Partisi (Party of Silence) (2021) Rüyalara Yaslanılır (So Much Depends Upon Dreams) (2023) Essay: Suç Şiir (Crime Poetry) (2019) Hakikat Sonrası Şiir (Post Truth Poetry) (2024)

You may also like

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in SORUŞTURMA