Birçok eleştirmen 2000 yılını psikolojik bir sınır olarak algılıyor. 21. yüzyılın başlamasını şiir tarihi yazımında dönüm noktalarından biri olarak belirlemek elbette kabul gören bir çıkış noktası olur. Her ne kadar şiir tarihimiz onar yıl aralıklarla adlandırılsa da bu adlandırmaların neye karşılık geldiği belirsizdir. 80 kuşağı Türk şiiri denildiğinde şiiri takip ettiğini söyleyen şairlerde bile farklı farklı algılar oluşacaktır. İlginçtir İkinci Yeni şiirine İkinci Yeni denmesine rağmen, onunla yakın zamanda ve ilişki içinde olan öykücüler, 50 kuşağı Türk öykücüleri olarak anılır. Edebiyat tarihimizde Cumhuriyet dönemi edebiyatı, Tanzimat dönemi edebiyatı gibi adlandırmalar var. Bazı dönemlerde, yapılan edebiyatın niteliğine göre adlandırmalar kullanılırken bazılarında yaşanılan dönemin tarihi adlandırma için kullanılmış.

2000’li yıllarda şiir derken bu kuşağa ismini verecek bir şair figüründen bahsedemiyoruz. Ya da bu kuşağın şairleri arasında ortak bir yöneliş tespit etmeye çalışsak kimleri dışarıda bırakacağımızı seçmek zorundayız. Bu tür yanlış yazılar benim okuyabildiğim kadarıyla 80 kuşağı üzerinden yazıldı. En ufak bir söylem alanı bulan kendisine atış poligonu olarak 80 kuşağını seçti. Özellikle 90’lı yılların hırs ve iktidar tutkusu gözlerini bürüyen şairleri bir paket program olarak “80’ler” ifadesini satışa çıkardı. Ucuz malın alıcısı çok olur. Bu tür adlandırmalar yanlış bir algı oluşturduğundan “2000’ler şiiri” ifadesini temkinli kullanmaktan yanayım.

2000’lerde şiire başlayan şairlerin şiirlerinde ortak yönelimler tespit etmektense, bu dönemde yapılan tartışmaları incelemek bu dönemin ne yapmaya çalıştığını anlama açısından daha faydalı olur.

Her dönemde olduğu gibi, şiire bu dönemde başlayanlar ve etkisini bu dönemde gösterenler diye bir ayrım yapılabilir. 2000’lerde bu ayrım ikincisinin lehine olduğu için bunu vurgulamak istiyorum. Zaten daha önce şiiri ile varolan isimler bu dönemde yaptıkları ile tartışmalara katkı sundular.

Deneysel Şiir Tartışmaları
Bu dönemin arşivine baktığımda şairlerin deneyselliği bir çıkış noktası olarak işaretlediklerini görüyorum. Bazıları deneysel yazmayı bir üstünlük belirtisi şeklinde de sunabiliyor. Utku Özmakas ve Erhan Altan bu konuda çalışmaları olan iki isim.

Özmakas’ın şiirde deneyselliğe bakışında sorunlar var. Şiir İçin Paralaks kitabındaki Teklif ve Talep yazısı, deneysel şiirin ne teklif ettiğini ve ne talep ettiğini sorunsallaştıran bir yazı . Özmakas, deneysel şiiri bir kategori, bir küme, dahil olunan bir alan gibi tasavvur ediyor. Bahsi geçen yazıdan aldığım üç bölümde de deneysel şiir, diğer şiir türlerinden (?) ayrı bir alanda konumlanıp orada var oluyor anlamı çıkıyor.

1. “Şunu iyi biliyoruz ki ne lirik ne deneysel ne de epik şiir dün sabah bulunmuştur.”
2. “İki şiir (deneysel ve imgeci) arasındaki ilişki siyaset felsefesindeki ‘husumet modeliyle’ okumak olanaklı.”
3. “Ne var ki deneysel şiir başlığı altında genelleştirdiğimiz şiir anlayışının İkinci Yeni’yi aşma talebi …”

Bu üç ifade de deneysellik, içine dahil olunan bir “alan” gibi tasavvur ediliyor. Deneysellik, şiirin yapısal kurulumlarında “zaten şiirin içinde bulunan” bir özellik olsa gerek. Şiirin yapısal özellikleri ile radikal bir şekilde kurulan ilişki, şairi “deneysel şair” diye algılamamıza neden olmamalı. Öyle bir şey olsaydı şiir tarihine bakarken, şairleri deneysel ya da deneysel olmayan şeklinde kategorize etmemizi doğrulamış olurduk. “Orhan Veli deneysel bir şairdir. Didem Madak deneysel bir şair değildir” gibi kategorilerin anlamsız olduğu ortada değil mi? Her şairin şiirde deneysel yönlerini tespit edebiliriz bana kalırsa. Aynı yazıda Özmakas, bu deneysel şairlerin bir teklifi olduğunu söylerken ve getirilen eleştirilere yanıt verirken haklı bulduğum birçok noktayı sıralıyor. Fakat “biz deney grubu el ele, gülelim oynayalım, eğlenelim” şeklinde bir gruplamaya gitmek, dolayısıyla grup dışı isimleri dolaylı yoldan belirlemek, pek katılmadığımız bir yaklaşım. Maalesef piyasası da oluşmuş durumda. Haliyle bekçileri, papazları ve tüccarları da.

Başka bir yazısında, “2000 kuşağı”nın ve onun içinde özelleşmiş bir grup olarak ele aldığım ‘Milenyum Kuşağı’nın şairleri” ifadesi de Özmakas’ın kitabının (Şiirimizde Milenyum Kuşağı) kapsamını sorgulama noktamızdan biri. 1975 ve sonrası doğan 8 şairi (Efe Murad, Ömer Şişman, Ali Özgür Özkarcı, Mehmet Erte, Eren Safi, Mehmet Öztek, Nilay Özer, Serkan Işın) bu kategoride değerlendiriyor Özmakas. Bunun gerekçesini de bu şairlerin şiir maceralarını izlemesine bağlıyor. Bunun bir edebi ölçüt olmadığını kendi de ifade ediyor. Edebi olmadığı gibi bence fazlasıyla “cetvelle çizilmiş” bir gruplama. Hiçbir şekilde herhangi bir şeye karşılık gelmiyor. İsteseydi bu şairlerin yanında çok daha fazla şairi inceleyebilirdi. Ücra dergisinde mesela, 1975 ve sonrası doğan şairlerden deneysel hiçbir çalışma olmadı mı?
Özmakas, 2000’lerde şiir ortamında yapılan tartışmaların sürdürülememesinden şikâyet ediyor. Milenyum şairlerinin şiirde sese önem vererek bir tür ayrışma yarattıkları saptamasını yapıyor. Nilay Özer’in şiirlerinde ses unsurunu kullanarak şiirimize “hakiki bir dönüşüm” yaşattığına ikna olmamızı bekliyor. Gerçekten tuhaf tezler. Nilay Özer’in “o şiirlerle”, şiirde bir dönüşüm yaptığına ikna olmak. Gülünüp geçilesi.

Erhan Altan ise fazlasıyla lokal bir çalışma alanı tercih eden bir eleştirmen. Şiirin sadece deneysel yönünü çalışmayı seviyor. Sıfırlı Yıllarda Şiirimizde Deneyim kitabında 2000’li yıllarda yapılan çalışmaları incelerken şiirin yapısal özelliklerinin değişimini vurguluyor sık sık. Verdiği örneklerde Özmakas’tan ayrı olarak Murat Üstübal ve Bülent Keçeli’nin şiirdeki çalışmalarını incelediği yazısı mevcut. Daha çok lirik öznenin çözülmesi üzerinden okuyor 2000’leri. Amacı 2000’ler şiirinin şiir tarihimizdeki yerini tespit etmek üzere kurulu. Altan’a komple 2000’ler şiirinin deneysellikle açıklanamayacağı eleştirisi getirilebilir. O da zaten, ben deneysel olan ile ilgileniyorum, diyor. Bu da enteresan bir seçim bana kalırsa. Bir dönemin şiirini incelerken sadece bir türü merkeze koyarak tezler üretmeye çalışmak.

Bu iki eleştirmenin bahsi geçen kitaplarını okuduğumuzda deneysel şiirin bu yıllarda büyük bir verim ürettiğini, şiirde geçmişle problemli bir ilişki kurduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Görsel şiir, somut şiir gibi tartışmaların yaşanmış olması bu dönemin şiirinin hareketli olmasının göstergelerinden birkaçı.

Dergiler, İsimler
Heves, Mahfil, Cehd, Zinhar, Ücra, Poetikhars gibi dergiler bu dönemde yayım yapmış, bence ileriye doğru etkisini sürdürmüş dergilerdir. Zaten şiirleri ile var olan ve bu dönemde şiire dair arayışlarını sürdüren Ahmet Güntan, Murat Üstübal, Bülent Keçeli gibi isimlerin ise bu kuşağa dahil edilmesini ben anlayabilmiş değilim. Eğer şiire dair ortak bir yönelim tespit edilip adlandırılma yapılıyorsa klişe bir şiiri on yıllardır sürdüren ve Ahmet Güntan’la “Akif’te buluşabilen” Hakan Arslanbenzer de 2000 kuşağına dahil edilmeli öyle değil mi? Güntan’ın şiire bakışı Neo Epik denilen neresinden tutulursa tutulsun elde kalan bir şiir anlayışıyla ciddi paralellikler taşıyor. İmgeye yaslanmamak, gündelik bir dili şiire taşımak vs. Hayriye Ünal örneğin bu düşünme biçimi ile 2000 dönemi şairi olarak anılması gerekir. Çok sesli şiir anlayışının temel metinlerini 2006-2009 arasında yayımlamıştır. Enis Akın da Kekeme Şiir anlayışını oluşturan metinleri sıfırlı yıllarda yayımlamıştır.

Bunun dışında Kaşgar, Merdiven Şiir, Kitaplık, Dergâh, Hece gibi dergiler yine bu yıllarda yayımını sürdürmüş fakat ortak bir yönelim oluşturacak şair kümelenmeleri bu dergilerde olmamıştır.

İşin içine gruplama, adam sayma ve adam asmaca oyunları girdiğinde, nedense eleştirmenlerin kişisel hayatta yaşadıkları hemen devreye girer. Ama sizin söyleşilerde 10 yıl önce ve sonraki ifadeleriniz, saydığınız isimler şiir dışı nedenlerle sürekli değişiyorsa, o zaman durup sormak gerekir. Siz şiiri merkeze alarak mı yazıyorsunuz yoksa kendi küçük hayatınız etrafında oluşturduğunuz kilisede sürekli aforoz peşinde misiniz?

Tüm bu tartışmalardan sonra “2000 kuşağı” şiiri ile ilgili kişisel bir sonuç listem.
1. Bu dönem şiir için hareketli bir dönem olmuştur ve şiir canlı bir şekilde yoluna devam etmiştir.
2. Şairlerin ve eleştirmenlerin şiiri merkeze alarak değil arkadaş ortamlarını ve insan ilişkilerini merkeze alarak eleştiri faaliyetleri olmuştur.
3. 2010 sonrası dönemde, şiir yazacaklar için geniş bir hareket sahası oluşturulmuştur.
4. Şiir dili gündelik dil ile etkileşimini diri tutmuştur. Bu da lirik şiirlere yönelen şairleri arka planda göstermiştir.
5. İkinci Yeni ile aradaki kuşakları atlayarak ve eleştiri nesnesi haline getirmeyerek ilişki kurmaya çalışılmıştır. Bu, dolaylı olarak aradaki şairlere yapılmış bir eleştiridir. Aynı zamanda bir yüzleşmeden kaçmanın da bahanesi neden olmasın?
6. Şiire dair bir arayış zihinsel düzlemde yapılmış fakat bunun şiirdeki örnekleri yeterince ikna edici olamamıştır.

 

Ümit Güçlü
Ümit Güçlü, was born in Istanbul in 1989. He still lives there. He is a poet, essayist, editor, publisher, and critic. He founded and managed “Dünyadan Çıkış Publications” (2017-2019). He has four books of poetry, and two books of criticism. He has published many magazines and continues to write. He worked as an editor for the Turkish publications of poets such as Ruben Dario, Heimrad Backer, Peter Waterhouse, Charles Simic, Gary Snyder, Philip Larkin, Hermann Hesse, Lorca, Robert Burns, Seamus Heaney, Amiri Baraka, John Asbery, Lansgton Hughes, Arthur Rimbaud. Poetry: Dehşetler İçerisinde (In Horror) (2015) Radyodan Bütün Gün Saçlarının Dağınıklığını Söylediler (They Broadcast All Day On The Radio That You Had Messy Hair) (2017) Sessizlik Partisi (Party of Silence) (2021) Rüyalara Yaslanılır (So Much Depends Upon Dreams) (2023) Essay: Suç Şiir (Crime Poetry) (2019) Hakikat Sonrası Şiir (Post Truth Poetry) (2024)

You may also like

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir