Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanması ve sosyal medyaya doğru evrilen elektronik devrimler, yapay zekada yaşanan hızlı ilerleme, insanlığın uzayda yaptığı keşiflerin muazzam derecede ilerlemesi, Korona virüs salgını gibi gelişmeleri görüyoruz.
Şiirin tarihine baktığımızda edebiyat ile birlikte bu gelişmelerden etkilendiği kuşkusuz. Bu soruşturmamızda sizlere sormak istediğimiz, bu gelişmelerin sonucunda yaşanan farklılaşmaların şairleri ve şiiri ne tür bir değişime sürüklediği olacak.
Şiir, bu değişimlere karşı -geçtiğimiz 25 yılda- ne tür bir pozisyon aldı? Bu etkileşimden sağ çıkabildi mi? Dünyaya cevap verme gibi bir pozisyonu varsa ya da bu değişimlerle hiç ilgilenmiyorsa, aldığı pozisyonlar açısından kendisini ilerletti mi?
Dijital dünyaya doğru ilerleyen şiir yayıncılığı, buraya bile isteye mi geldi? Yoksa bu bir “sürüklenme” şeklinde mi oldu?

*****

OĞULCAN KÜTÜK

Aslında bakarsan, şiirin dijital mecralara taşınması bir sürüklenme ya da mecburiyetten ziyade, şiirin hep bildiğimiz özgürlük arayışının bir sonucu gibi geliyor bana. Milenyumla beraber dünya bir değişimden geçerken, Türkiye de içeride başka bir şeye dönüştü. Savaşlar, pandemiler, internetin bu kadar yaygınlaşması derken, şiir yine yapacağını yaptı ve bu kaostan korkmak yerine dijital dünyayı kendine yeni bir oyun alanı olarak seçti. Bu sayede şairi de özgürleştirdi. Misal ben 2018 yazında Kitap-lık’tan üç ay cevap beklemiştim şiirim yayımlanacak mı diye. Sonunda mevsim falan değişmiş, (içim daralıyor bunu yazarken) güze doğru kapakta kendi adımı görmüşüm. Evet, harika bir his basılı bir yerde adımı görmek ama öyle tez canlı biriyim ki ben, sahilde bile yavaş yürüyemem. Nasıl bütün bir yaz bekledim hayret doğrusu ama yapacak başka bir şey de yoktu biliyorsun. Editöre de yüzlerce şiir geliyor o sırada. Hatta başıma bir kere şöyle bir şey geldi: Ben günlerden bir gün yine şiir yolladım, günlerce cevap bekledim ve yine aylar geçti. Cevap gelmeyince de en sonunda o şiiri başka bir dergiye yolladım. Bu yeni yolladığım dergiden de cevap gelmedi (elbette) ama sonraki sayısında baktım ki yayımlanmış şiirim. E süper, çıksın da alalım diye seviniyorken, ertesi gün bir baktım ki o ilk yolladığım derginin kapağı yayımlamış ve kapakta adım var. Böylece aynı şiir iki dergide de aynı anda yayımlanmış oldu. Benim işbilmezliğim, suçum ve asla yerinde duramamamdan kaynaklanıyor. İki editöre de hemen yazıp özür diledim ama kızdılar yani bana haklı olarak. Hatta “Şiir süt değil ki bozulsun, neden beklemedin?” dediğini hatırlıyorum yayın yönetmeninin. Çok çok haklı ama bekledim. Şimdi olsam ne kadar geçse de beklerim, küçüktüm ve çok heyecanlıydım. Ha bir de şiir, belki okur için olmasa da şairi için bazen bozulan bir şey. Bir önceki kitaplarımıza dönüp baktığımızda en acımasız revizeleri biz yaparız büyük ihtimalle. Şiir bozulmuş olabilir. Ben şimdiki Oğulcan’a göre tekrar yazmam gerekebilir o şiirleri.

​Şimdi bu anlattıklarımın ışığında şiirin saman sayfadan ekrana taşınmasının en olumlu tarafı, kuleleri yıkıp doğrudan insana dokunması oldu. Eskiden genç bir şairin sesini duyurması için editörlerin veya kalın kitap kapaklarının onayına ihtiyacı vardı. Evet yine var ama 1970’teki kadar yok. Ne demek istediğim anlaşılıyordur. Bu durum şiiri daha demokratik, daha ulaşılabilir kılıyor bence. Özellikle pandemide yaygınlaştı. Ben şiirin ne yapıp edip kafasını çıkaracak bir yer bulmasına çok hayranım. Özetle bu dijitalleşme şiiri öldürmedi. Öldürmediği gibi yüceltmedi veya yükseltmedi de. Sadece şiiri raftan indirdi. Raftan indirince de  kağıt üzerinde duran, durağan bir metin değil; paylaşılan, üzerine yorum yapılan ve “anlık olarak” çoğalan kolektif bir ruh haline dönüştü. İşi biraz romantikleştirecek olursam eğer, şiir bu hızlı ve yeni dünyaya bir cevap verdi: “İstediğiniz kadar hızlanın ama durup nefes alacağınız bir dizeye her zaman ihtiyacınız olacak.”

​Son olarak, şimdiden 20 yıl sonrasını merak ediyorum. Şiir için uygun görsel arayan, şarkı seçen arkadaşlar için söylüyorum bunları. Bu dijitalleşmeyle beraber şair, yıllar içinde bir multimedya sanatçısına dönüşebilir mi?

Ümit Güçlü
Ümit Güçlü, was born in Istanbul in 1989. He still lives there. He is a poet, essayist, editor, publisher, and critic. He founded and managed “Dünyadan Çıkış Publications” (2017-2019). He has four books of poetry, and two books of criticism. He has published many magazines and continues to write. He worked as an editor for the Turkish publications of poets such as Ruben Dario, Heimrad Backer, Peter Waterhouse, Charles Simic, Gary Snyder, Philip Larkin, Hermann Hesse, Lorca, Robert Burns, Seamus Heaney, Amiri Baraka, John Asbery, Lansgton Hughes, Arthur Rimbaud. Poetry: Dehşetler İçerisinde (In Horror) (2015) Radyodan Bütün Gün Saçlarının Dağınıklığını Söylediler (They Broadcast All Day On The Radio That You Had Messy Hair) (2017) Sessizlik Partisi (Party of Silence) (2021) Rüyalara Yaslanılır (So Much Depends Upon Dreams) (2023) Essay: Suç Şiir (Crime Poetry) (2019) Hakikat Sonrası Şiir (Post Truth Poetry) (2024)

You may also like

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in SORUŞTURMA

SORUŞTURMA

SORUŞTURMA- ALPER ÖZ

Son 25 yılın tarihini düşündüğümüzde (2000-2026) milenyum başında ABD’nin Irak’ı işgali, internetin dünyada ...